İttihatçının El Kitabı-1: İttihat Terakki Nedir?
İttihat
ve Terakki Cemiyeti (İTC), Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde ortaya çıkan ve
günümüzdeki yansımasından çok farklı bir “Yeni Osmanlıcı” anlayışa sahip gizli
ve ihtilalci bir örgüttü. Türk modernleşmesinin, en azından Gazi Mustafa Kemal
Atatürk’ün ölümüne kadar olan evresinin, tartışmasız ilerleticisi İTC idi ve
aynı zamanda örgüt, resmi olarak da bu modernleşmenin koruyucusuydu.
İTC’nin
sırtlamış olduğu bu yük, şüphe gerektirmeyecek derecede zor olmasına karşın,
cemiyetin ilgilenmesi gereken yegâne husus Meşrutiyet ile sınırlı değildi. 3
Ağustos 1908 tarihinde resmi olarak açığa çıkan İTC, bu tarihten itibaren kendi
varlığını korumakla da mükellefti. Vakıa ihtilalci-devrimci örgütlerin ilk
öncelikleri kendi varlıklarını müdafaa etmek, bu doğrultuda iktidarlarını
ellerinde tutmaktır. Aksi halde üyelerinin ve ideallerinin süreklilik kazanması
ya da yükselerek devam etmesi mümkün olamayacak kadar zordur. Tüm bunlar
dikkate alındığı zaman karşılaştığımız sonuç açıktır: İttihat Terakki Cemiyeti
için en basit iş, anayasal düzenin tekrar kurulmasıdır.
Burada
değinmemiz gereken konulardan ilki İTC’nin 1908 devriminden sonra varlığını
diğer yerel ve uluslararası örgütlere nazaran nasıl müdafaa ederek devam
ettirdiğidir. 19. yüzyılda temelini atmış olan örgütün, 20. yüzyılda da güçlü
bir şekilde faaliyet göstermesi ve dahi aynı zamanın ilk yarısının ortalarına
kadar da “geleneksel ihtilalcilik” anlayışından bir şey kaybetmemesi şaşılacak
bir durumdur. Vakıa dünyanın birçok yerinde bu tarz örgütlerin varlıklarından
söz etmek mümkündür. Yine de İTC’nin kendisini gösterdiği çağda ve şartlarda dayandığı
anlayışlar ile hayata geçirdiği eylemler, politikalar ve bütünü, aynı yüzyılın
daha geç dönemlerinde ortaya çıkan örgütlerden çok farklıydı. Bu sebeple İTC
ile benzer özellikler gösteren geç dönem örgütlerin eylemsel ve doktrinsel
duruşları önünde sonunda anakronizma yapmamızla sonuçlanacaktır. Bu sebepledir
ki İTC ile dönemdaş olmayan ya da belirgin farklılıkları olan örgütleri
kıyaslarken büyük problemler yaşanması doğaldır. Her şeyden öte, İTC’nin
muazzam bir örgüt olduğu gerçeğini de kabul edersek, algılarımız da daha
hassaslaşacaktır. Elbette ki farklı ulusların veya ülkelerin içerisinde de
askerlerin, sivillerin, her ikisinin ve dahi farklı kimliklerdeki bireylerin
oluşturduğu yapılardan ve başardıklarından bahsetmek mümkündür. Tarihte sivil
halkın desteğiyle bir kitlesel güç elde ederek rejimleri deviren örgütleri de,
siyasi gücünü kullanarak iktidarı ele geçiren yapıları da ve silahlı resmi
güçleri devreye sokarak istediklerini yaptıran komiteleri pek tabi İTC ile kıyaslamak
mümkündür. Yine tarihte her açıdan başarılı olan; özgürlükçü, ayrılıkçı,
ideolojik örgütlerin varlığını da reddetmemekle beraber, İTC’nin geldiği
noktanın bu yapılardan daha farklı olduğu da göz ardı edilmemelidir.
Bütün
bu sebeplerden dolayı İTC’yi benzer yapılanmalarla bir tutmak ya da onlar
üzerinden verilen örneklerle açıklamaya çalışmak oldukça yetersizdir. Aynı
şekilde cemiyet, günümüz şartlarında kaynağa ulaşım görece çok daha kolay
olmasına rağmen tam olarak anlaşılmamaktadır. Özellikle sosyal medyanın
getirdiği, fikirleri kitlelere yayma özelliği sebebiyle İTC, diğer birçok bilgi
temelli konuda olduğu gibi aşındırılmıştır. Filhakika insanların birçoğu,
birçok konuda yetersizdir, isabetsizdir ve hata yapmaya açıktır. Yüzeysel
bilgilerin ve sadece hap kaynakların varlığı, konuyu temel düzeyde bilme
yetisiyle birleşince ortaya gayet basitleştirilmiş bir İTC algısı çıkmaktadır. Bu
durum, tarih biliminin her dalında kendisini gösterdiği gibi İTC
araştırmalarında da kendisini göstermektedir. İşin daha vahim olan tarafı ise,
sadece tarihi bir olgu olmayan cemiyetin taraftarları da İTC hakkında gayet
yüzeysel bilgiye haiz olup, işin daha da beteri bu bilgiyi de kendi
ideolojileri doğrultusunda değerlendirmekte bir sorun görmemektedirler.
Konuya
dönmemiz gerekirse, bütün bu değerlendirmeler ışığında İTC’nin ne olduğuna
bakmamız elzem olacaktır.
İttihat
Terakki Cemiyeti, kendisine benzeyen diğer örgütlerin normlarıyla eşdeşlik
sergiliyor olsa bile, tıpkı onlar gibi farklılıklar da arz etmektedir. İlk
olarak 1889 tarihinde kurulan cemiyetin ilk ismi İttihad-ı Osmani olsa bile bu
örgüt 1894 tarihinde geçirdiği soruşturmanın sonucunda büyük oranda istibdat
rejimi tarafından eterne edilmiş ve yapı 1895 tarihinde Ahmed Rıza’nın başkan
olmasıyla Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti’ne dönüşerek asıl hüviyetine
kavuşmuştur.
İTC’nin
ne olduğuna dair hem lehte hem de aleyhte var olan görüşlerin tamamının ilk
kopma noktası bu husustur. İTC karşıtlarının büyük çoğunluğunu oluşturanlar bu
hüviyeti atlayıp, İTC’yi 1889 tarihindeki örgütle bir tutarlar. Bu hipotez
hatalıdır. İttihad-i Osmani Cemiyeti’nin dört kurucusunun ileride düştükleri ve
kendi etik kuralları çerçevesinde hatalı addettikleri durumlar, günümüzde hala
İTC karşıtlarının yılmaz savları olarak önümüze sürülmektedir. Özellikle
İslamcı yazarların ideolojik saiklerle ortaya attıkları bu argümanların altı
boş olduğu gibi bilgi bağlamında da oldukça hatalıdır. Gerçekten bu tarz
savlar, ortaya bir şey koymak maksadı ile değil, tamamen komplo teorileriyle,
olgulara saldırma amacı taşımaktadır. Böylece inançlar sarsılır ve bilginin
duruş sağladığı bu devirde bu argümanlar insan egosunu tatmin etmekten başka
bir şeye yaramaz. Peki nedir bu savlar?
Hamitçilere
göre 1889 tarihinde kurulan örgütün kurucularından İbrahim Temo, Romanya delegesi
olmuş ve Türkiye karşıtlığında bulunmuş, Abdullah Cevdet Türklerin ıslah
edilmesi için damızlık erkek getirmeyi talep etmiş, İshak Sükuti ise Kürtçülük
yaparak Osmanlılara zarar vermiştir. Yine Hamitçilere göre bu sebeplerden
dolayı İTC hain ve zararlı bir örgüttür.
Öncelikle
tarih metodolojisinden yoksun olan bu değerlendirmelerin tamamı gülünçtür ve
hatalıdır. Bununla birlikte eksik, yüzeysel ve sadece başlangıç düzeyindedir. Velhasıl
1895 tarihinde ilk nizamnamesini yazan, ilk defa ismini resmileştiren ve örgüt
şeması oluşturup teşkilatlanmaya başlayan İTC’nin neden bu hüviyetini kabul
etmemiz gerektiğini gösteren bir kanıttır. Cevaben belirtelim: İbrahim Temo,
1898 tarihinde kendi gazetesi olan Sada-yı Millet’i çıkartarak İTC’nin resmi
yayın organı olan Meşveret’ten bağımsız hareket etmiş, 1902 senesinde
gerçekleşen Birinci Jön Türk Kongresi sonucunda dört parçaya bölünen Jön
Türkler içerisinde, İTC’nin grubunun olduğu İcraatçılar grubuna değil, Osmanlı
İttihat ve İnkılap Cemiyeti’ne katılmıştır. Anlaşıldığı üzere 1902 tarihinde
İTC ile olan bağı büyük oranda kopmuş, 1908 devriminin akabinde ise Talat Paşa
tarafından bertaraf edildikten sonra 6 Şubat 1909’da Osmanlı Demokrat Fırkası’nı
kurarak İTC ile olan ilişkisini tamamen koparmış, 1911 senesinde ise İstanbul’dan
sürülmüştür. Gerçek şu ki İbrahim Temo, İttihatçılar tarafından aforoz edilmiştir
ve cemiyet üzerinde hiçbir hakkı yoktur. Bu sebeple, onun başka bir ülkenin
delegesi olarak Türkiye’ye gelmesi İTC’yi ırgalayan bir durum değildir.
Abdullah
Cevdet meselesi de benzerlikler göstermektedir. Şahıs, 1899 tarihinde
Abdülhamid ile pazarlık yaptığı gerekçesiyle 1903 tarihinde bizzat İTC’nin
başkanı Ahmed Rıza tarafından cemiyetten kovulmuştur. Daha sonra kendisi
Osmanlı İttihat ve İnkılap Cemiyeti’ni kurmuş ve sonunda İbrahim Temo ile
beraber Osmanlı Demokrat Fırkası’na katılmıştır. Yaptığı hiçbir şey İTC ile
ilişkilendirilemez. Diğer bir isim İshak Sükuti ise İTC’nin üçüncü defa
dağıldığı 1902’de hayatını kaybetmiştir.
Bütün
bunların ışığında değerlendirdiğimiz vakit 1895 tarihini iyi analiz etmek zorundayız.
O tarihte ve devamında birçok Jön Türk, otonom şekilde örgütçülük
yapmaktadırlar ve kendi siyasi düzlemlerinde ilerlemektedirler. Ahmed Rıza’nın
başında olduğu İTC ise, kendi yapılanmasını oluşturmaya özen göstermektedir.
İşte bu yapılanma, 1902 Jön Türk Kongresi’nde İcraatçılar olarak anılmış ve
ancak 1906 tarihinde Bahaeddin Şakir Bey’in tekrar canlandırmasıyla faal duruma
gelebilmiştir.
Burada
değinmemiz gereken ikinci husus, 1906’dan önce Paris’te faaliyet gösteren ve
sönük kalan Terakki ve İttihad’ın, (Tİ) 1906’da yeniden hareketlenmesidir.
Görüldüğü üzere bu hareketlenmenin başında yine Ahmed Rıza ve İzmir Suikastı
akabinde idam edilen Dr. Nazım bulunmaktadır. Yine bu iki isim, devrimin hemen
sonrasında cemiyet ve devlet içerisinde önemli rollerde bulunmuşlardır ve bu
isimler 1895 cemiyetinin üyeleridir. İşbu tarihte Osmanlı Devleti’nde bir
cemiyet daha faaliyete geçmiştir. Hilal, daha sonra da Osmanlı Hürriyet
Cemiyeti (OHC) ismini alan bu örgüt, 1907 tarihinde Terakki ve İttihad ile
birleşmiş ve bir nevi onun çatısı altında yer almaya başlamıştır.
Buradaki
önemli husus birleşmenin nasıl olduğudur. Bu konuda da karşımıza bu sefer İTC
taraftarlarının ortaya attıkları isabetsiz saptamalar çıkmaktadır. Bu grubun
birçoğu, Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin kurucularını İttihat Terakki’nin
kurucuları olarak kabul eder ve 1906’dan önceki cemiyeti açıkça yok sayarlar.
Vakıa Meşrutiyet’te, Babıâli Baskını’nda, Trablusgarp’ta bu grubun üyeleri daha
çok ön plandadırlar. Yine Enver, Talat ve Cemal gibi İTC’nin vitrin yüzleri de OHC
çıkışlıdır. Bununla birlikte, söz konusu sava sıkıca sarılanlar, 1906’dan
önceki Jön Türkleri “vatanperverlik” açısından yetersiz bulurlar ve halktan
kopuk olarak niteleyerek asıl İttihatçıları OHC üyeleri olarak sayarlar. Onlara
göre öncekiler burjuvadır, halka inemeyen bir gruptur ve OHC ise halkın
örgütüdür. Ayrıca ideolojik olarak da 1895 İTC’sine uzak olan kişiler, Ahmed
Rıza’nın dine mesafeli oluşunu sevmezler ve yine maneviyatçı görüşleri
sebebiyle, maddeci olarak addettikleri ilk İTC’yi İttihatçı saymazlar.
Bu
hipotezlerin büyük çoğunluğu hatalı bile değil, saçmadır.
Bir
defa Tİ, OHC’ye değil, OHC Tİ’ye katılmıştır ve 27 Eylül 1907 tarihinden
itibaren de OHC diye bir örgüt yoktur. Bu sebeple iki örgütün arasında bir
ayrım yaparak sonuca varmak isabetsizdir. Kuruntulu yaklaşım olarak görülen bu
durumda, herhangi birini saymamak gibi bir durum söz konusu değildir. Madem OHC’yi
İTC olarak sayıyorsunuz, o halde bu örgüt, 1907’de kime ve neye katıldı? Ya da
Ömer Naci, 1907’de neden OHC’den ayrılıp İTC’ye katıldı? Ya da OHC, sadece
adını mı değiştirip İTC yaptı?
Bunların
cevabı da gayet basittir. İki örgüt, 1907’de tek vücut olmuşlardır ve Paris’teki
Ahmed Rıza dış işlerden, Selanik’teki Talat Bey de iç işlerden sorumlu hale
gelmiştir. 1908 tarihindeki ilk resmi Merkez-i Umumi’de de her iki örgütten isimler yer almışlardır. Vakıa artık tek bir örgüt vardır. Bu sebeple 27 Eylül 1907’den
sonraki her şeyi biz doğrudan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin hesabına yazmak
zorundayız. Tİ’nin kurduğu dış bağlantılar, yazdıkları yazılar, örgütlenmeleri,
doktrinleri ile OHC’nin yaygınlığı, hücreleri ve iç bağlantıları artık tek bir
örgütün emrindedir: İttihat Terakki!
Bütün
bunlara değinmemizin ardından İttihat Terakki örgütünün ne olduğu hakkında
kararları açıklamak şarttır. Öncelikle İTC, kesinlikle kendisine baştan sona sabit
bir ideoloji belirlememiştir. Yöneticilerinin neredeyse tamamı Türk
Milliyetçisi olan ve Merkez-i Umumi’ye seçilecek isimler konusunda son derece
şoven tutum sergileyen İTC, dışarıya karşı net bir ideolojik hareket yansıtmamıştır.
Daha çok, dönemin şartlarını kendisi için uyarlamış, gerekli olan her şeyi
kendi süzgecinden geçirerek bir ideolojik ve eylemsel hareket sahası
yaratmıştır. 1895 tarihinde Osmanlıcı olan merkez ile otonom haldeki hücreleri
arasında bile dağlar kadar fark vardır. Paris hücresine girmek için Osmanlı
olmak yeterken, Rusçuk hücresine girmek için Müslüman olmak gerekmektedir.
Cenevre padişah ile anlaşma sağlarken Kahire ise suikast yapmak istemektedir.
Anlaşılacağı üzere devrime kadar sabit bir ideoloji olması bir yana sabit
eylemsel bir düşünce dahi yoktur. İTC, asla tek çekirdekli bir örgüt olmadığı
gibi, tek adam örgütü de değildir. Ortaya çıkış amacı ise nizamnamesinde
belirtildiği gibi bellidir: Vatanı kurtarmak, anayasal düzeni geri getirmek,
adaleti sağlamak.
Görüldüğü
üzere İttihat Terakki’de araç birliği değil amaç birliği vardır. Bu sebeple
ideolojik olarak açık hatlı bir örgüttür ve 1908 tarihinden sonra kendisine ideoloji
belirlemeye başlamıştır. Nihayetinde 1908 seçimlerine hazırlık yapıldığı
günlerde yine fikri ayrılıklar olsa bile Türk Milliyetçiliği baskın gelmeye
başlamış, nihayetinde Türkçülük Anadolu’da bir devlet kurdurmuş, Türkistan’da
ise istiklal sağlamaya çalışmıştır.
İdeolojik
olarak sabit olmayan İttihat Terakki’nin örgütsel kodları için ise daha net
saptamalar yapmak mümkündür. İttihat Terakki Cemiyeti ihtilalci bir şiddet
örgütüdür. Devrime giden yolun şiddetle gelebileceğine kanaat getirmiş ve bu
sebeple de 20’den fazla suikasta çok kısa sürede imza atmıştır. İttihat Terakki’de,
tıpkı diğer siyasi örgütlerde olduğu gibi net bir bakış açısı vardır: Örgüt,
yok olmamak için yok etmelidir. Bu sebeple İTC için politik şiddet her zaman
kullanılan bir araçtır.
İttihat
Terakki, bundan başka politik bir örgüttür. Meşrutiyet’in ilanının hemen
akabinde amaçlarını geliştiren örgüt, bu süreçten sonra da adım adım iktidara
doğru ilerlemiştir.

Elinize sağlık güzel olmuş.
YanıtlaSilÇok iyi olmuş, tebrikler.
YanıtlaSilBilgi tufanı olmuş. Başta, kendini ittihatçı sananların ardından da İttihat ve Terakki düşmanlarının okuması gereken bir yazı olmuş. Devamı gelecektir. Gündem şartları dahilinde üslup daha da sertleşecektir. Esenlikler dilerim.
YanıtlaSilİttihat ve Terakki'yi kötülemek icin gerçeklik dışı, saçma ve çarpıtılmış iddialar üretmek maksadıyla binbir takla atanlara cevap niteliğinde. Elinize sağlık.
YanıtlaSil